Bize Ulaşın:

(212) 322 12 55


Bir ben var

27 Mart 2015

Sabahın dördünde rüya görüyor olduğumun farkında olarak uyandım. Rüya gördüğümü bilen ben, rüya gören ben değil miydim? Bilinçaltı neyin altındaydı? Bilinç denen şey otoriter ve eski kafalı bir kız babası mıydı ki hem her şeyden en son haberi oluyor, hem kızın tüm sorumluluğunu anneye bırakıyor hem de her şeyi yönettiğini sanabiliyordu. Ego kızın ta kendisi miydi, yoksa mahallelinin her dediğini doğru belleyen ve mahalledeki “ağırlığı” için yaşayan delikanlı ağabey miydi? Bilemiyorum. Bildiğim, bir ben vardı benden içeri.

 

Bin ben vardı benden içeri.

 

Bütün senaryolarım gerçekti, hepsi tutarlı. Ta ki elektrik bir nörondan başka bir nörona geçene kadar. Ve ben bir rüyadan diğerine uyanıyordum.

 

Artık uyanık olduğumuz her an yeni düşler görmeye daha da açığız, düşlerden bahsetmeye, onların gerçekliğini şimdiden kabul etmeye. Yalnız düşlerimizde yapabileceğimizi düşündüğümüz şeyleri gerçekte de yapabileceğimizden söz etmeye başladık. Eskiden bilimin sırf açıklayamadığı için dışladığı verileri ve sonuçları bilim de dikkate almaya başladı. Sezgiden yoksun bilim ve bilimin anlamaya çalışmadığı bir sezgisel yaklaşım tek başına var olamıyor artık bu dünyada. İnsanın belki de en büyük ikilemi bu dünyanın mevcut paradigmasını da biçimlendiriyor: sezgilerime mi güveneyim, düşüncelerime mi? Bu besleyici döngü yaşamın her hangi bir alanında çalışan herkesi doğrulayacak verileri de sağlıyor; bir düşünce nöronlar arası iletişimi başlatıyor, hormonlar salgılanıyor ve beden cevap veriyor. Ya da bir bakıyorsunuz telefonunuz çalıyor, tam da günlerdir üzerinde düşündüğünüz konuda bir yardım eli uzanıyor, bazen sadece “yahu şimdi nereden de geldi aklıma” dediğiniz bir arkadaşınız oluyor arayan ve düşüncenizin evreni harekete geçirdiğini inkâr etmek sizin için de imkânsız hale geliyor. Bir yandan tüm dünyada bilimsel buluşlar insanın sınırsız gücünü ve doğada meydana gelen doğaüstü(?) olayları laboratuar ortamına taşırken, bir yandan kitapçılardaki kişisel gelişim rafları son 10 yılda en az 5 katına çıkıyor. Olimpiyata hazırlanan sporcular antrenmanlarını önce zihinlerinde yapıyorlar ve binlerce yıl adına sadece “tıp” denilen, sadece birkaç yüz yıldır “alternatif tıp” olarak anılan kavramın adı “destekleyici tıp” oluyor. Sarkaç yavaşlıyor, uçlar arasındaki mesafe kısalıyor. Sonuçta herkes bu evrenin dengesine hizmet ediyor. Ve ben biliyorum ki, bin ben var benden dışarı.

 

Bir ben var benden içeri.

 

Herkes aynı rüyayı farklı görüyor. Bazı benler sadece rüyayı görüyor, bazıları rüyada olduklarını da biliyor.

 

Çağatay Saybaşılı